Piczo

Log in!
Stay Signed In
Do you want to access your site more quickly on this computer? Check this box, and your username and password will be remembered for two weeks. Click logout to turn this off.

Stay Safe
Do not check this box if you are using a public computer. You don't want anyone seeing your personal info or messing with your site.
Ok, I got it
Ana Sayfa
Benim Sayfam
Nerdesin Baba  
      LEYLA_MECNUN
  dün gece seni aradım. Neden duymuyorsun sesimi! Sana çok ihtiyacım var. Yoksa; çok mu kırgınsın bana?
Oysa küçükken kızardın yanlış yaptığımda… O zamanlar bende sana kırılırdım, dudak bükerdim çocuk masumluğuyla.
Deli dolu yaşımda;   bana doğruyu göstermek için ne kadar çabalardın, baba! Oysa; ben seni hiç dinlemezdim! Hep şu sözü söylerdin; “ kızım, ben ne dersem diyeyim boş sana, sen kendi bildiğini yaparsın, derdin. ” Haklıydın,   o zamanlar hep öyle yapardım! Gençliğime , çocukluğuma, çılgınlığıma ver, baba. Güler geçerdim, sana.
Nerdesin baba, küçük kızın kocaman oldu ama o senin hala küçük yavrun! Desteğine, senin nasihatine ihtiyacı var , baba.. Neden duymuyorsun,   baba? Olgunlaştım ama içimi kararttılar, doğruyu yanlışı seçemez oldum, hayatın yükünü taşıyamaz, oldum.
Yeter ki duy sesimi, baba! Çocuk masumluğuyla ne dudak bükerim, ne de güler geçerim, kulağımdan çıkmaz artık sözlerin…
Baba; duy sesimi, dinle beni, yalnız bırakma beni! Beni bir sen anlarsın, bir sen dinlersin .. Küçük kızın ayakta duramaz oldu, baba. Neden susuyorsun, baba? Baba Beni

      UMUDA_DOGRU
  Başlığa bakınca cümlenin devamını getirmek pek de zor olmasa gerek! Bir çoğumuz bu iki kelimeyle başlayan pek çok cümle kurabiliriz. Hatta bu şekilde başlayan bir de kampanya var: Baba beni okula gönder.
Ta küçüklükten başlarız baba beni… demeye; Baba beni kucağına alsana, baba beni lunaparka götürsene, baba beni arabayla gezdirsene, baba beni…
Ben bu iki kelimeyle başlayan iki cümleden bahsetmek, ikisini bire bir kıyaslamak istiyorum; ilki “baba beni eversene”. İkincisi ise “baba beni sevdiğime versene.”
İlkini erkek çocuklarımız söyler. Henüz   20 - 22 yaşlarındayken bu istekleri gönüllerinde büyümeye başlar. Sonunda annenin de desteğini arkalarına alarak bir anda karşımıza dikiliverirler; “Baba beni eversene.”
Nispeten kolay, nispeten sırtlarını babaya dayayarak söylerler. Bu isteklerinin büyük olasılıkla reddedilmeyeceğini bilirler. Anne zılgıt çekmeye çoktan başlamıştır. Aile bu isteği öğrenir öğrenmez tatlı bir telaşa sürüklenir. Konu komşuya, eşe dosta haber salınır, kız aranır. Hele delikanlının gönlünde yatan bir de güzel kız varsa değmeyin ailenin mutluluğuna.. Eğer delikanlımız gönlündeki sultanın ismini annesinin kulağına fısıldamışsa annenin sevinci ikiye katlanır. Delikanlımız göğsünü gere gere dolanır.
Baba beni eversene… Kolay söylenir, kolay kabul edilir,   mutluluk vericidir, gurur vericidir.
İkincisi ise; “Baba beni sevdiğime versene”…
Söylenmesi hemen hemen imkansızdır. Ne kolay kolay kız evladımız bu cümleyi kullanmaya cesaret edebilir ne de aile bu cümleye hazırlıklıdır. Günün birinde böyle bir taleple karşılaşacakları akıllarının ucundan bile geçmez. Hanım kızımız, imanına tak ettiği bir gün çekine çekine, usulca annesine fısıldar. “Anne babama söyle beni sevdiğime versin…” kıyamet kopar. Zar zor baba ikna edilir, delikanlıya haber verilir: “Gelsin istesinler”
Peki ya baba razı gelmezse? Ya delikanlıyı gözüm tutmadı derse? O zaman vah hanım kızımızın haline. Yanar, yandıkça yanar. Ne babasına karşı gelebilir, ne sevdiğiyle olabilir, ne de elinden bir şey gelir. Her gün biraz daha ölür, her gün biraz daha erir. Allah’ım   ile başlayan cümlelerin ardı arkası kesilmez. Allah’ım   al canımı, Allah’ım   kurtar beni, Allah’ım   bir deprem olsa da altında kalsam… Sığınacağı tek, bir o kadar da doğru olan kapıya yönelmiştir. Allah’ım… demekten kendini alıkoyamaz.
Baba beni sevdiğime ver… Zor, bedbaht edici, mutsuzluk verici, onur kırıcı…
İkisi de aynı iki kelimeyle başlar. İkisi de bir yuva kurmayı ifade eder. İkisi de çocuklarımızdan bize gelen taleplerdir. Ama biz onlara farklı açılardan bakar, farklı tepkiler gösteririz. Biz galiba hep kız - erkek ayrımı yapıyoruz.
Cahiliye dönemini aşalım, kız – erkek ayrımı yapmayalım. Evlatlarımızı bir tutalım…
Yanılıyor muyum? Niye Yaptın Bunu Bana

        DUYGU82
  Dili geçmiş zamanlarda kaldı herşey. Yaşandı ve bitti, ne kadar kolay iki kelime ağzıdan hiç zorlanmadan çıkıyor. Ya yürekteki acısı. Her gece göz yaşlarımla ıslanan yastığımla ben bilirim sensizlik ne demek. Sen gittiğinden beri en sevdiğim şarkının nakaratı yok, sanki kitabımın sayfalarınımı çalmışlar ne. Filimlerde bir eksiklik var, herşey yarım. Hayır, ne nakaratı eksik ne de sayfalar, sen yoksun hayatın tadı yok.
Beni dipisiz kuyulara at ama gitme, vur öldür beni ama bırakma, sen yoksan herşey boş en kalabalık ortamda bile yanlızım ben sensiz. Bir aşkın en saf en yalın haliyle başlamalı insan. Ben en saf halimle sevdim seni, senle geçirdiğim her an her dakika güzeldi, çünkü sen vardın içinde, iyiki vardın.
Her gitmek istediğimde durdurdun beni, bir duvar gibi dikildin karşıma, şimdi gözümde yaşlarla arkandan ağlıyorum, bir gidiyorum bile demediğin...
Şimdi tam karşımda bir kum saati, bir alt bir üst sürekli deyiştiriyorum, kaç oldu bilmiyorum ama her çevirişimde daha çok ağlıyorum, niye yaptın bunu bana..
Hadi aşkım dön, aşk cesaret işidir, sendede var bendede, gel tut elimi tekrar kendini bırak bana. Daha ne diyeyim sana.. Sen bu canın cananısın. Gündüz güneşim gece ayım, şarkılarımın nakaratı.
Tut ellerimi.. Yapma bunu bana.. Anlamıyorum Günümüz Aşklarını

    HİLAL_87
  Tam işte bu hayatımın erkeği diyorsun, birde bakıyorsun bir hafta sonra başa kızla çıkıvermiş. Nedir bu basitlik, aynı şey kızlardada mevcut, sadakat denen kavram yerle bir olmuş seviyesiz ilişkiler, diz boyu her yerde daha çocuk bile sayılmayan ufaklıklar el ele, aşkın yaş sınırı iyice düştü, kendini bile anlayamadan başkalarını anlamaya çalışan minikler...Iişte insan sitem etmeden duramıyor, kimseye güvenemeycekmiyiz artık, ya erkek yada kız arkadaşımızın sadık olamayacağı düşüncesine alışmalımıyız, yoksa nedir bu çarpıklık... Senden Başka Asla
        turgaydınc
  Seni ilk gördüğüm an kalbim öyle çarpıyordu ki anlatamam. Voleybol oynarken bile sana baktığım zaman hep servislerim filede kalıyordu.

Seni düşünürken yazılı kağıdıma şiir yazdım. Bir ara edebiyat dersinde şiir yorumlarken bir anda sana yazdığım şiiri okudum bilmeden. Öyle utandım ki Ama tesadüfen hoca o şiiri yarışmaya aldı ve ben o yarışmada ikinci oldum. İşte seni sevmemin karşılığı. Ama sen bunu anlamıyorsun, anlayamıyorsun işte Sana sordum, “Sen kardeşim gibisin” dedin, içimi yaktın. Ne vardı sanki öyle söylemeseydin. O cevabı vermek yerine beni rezil etseydin daha iyiydi. Ne olur anla beni. Senden başka asla…

Senden başkasını asla sevemem, sevemem sevemem...

Do You Love me? Anlamadım  
    beste
  Tam on beş gün önce, annemin on senedir tanıdığı, benim de on senedir ağabey dediğim insanla ailelerimizin istemesiyle bir araya geldik. Ben sanki hiç ağabey dememişim gibi ilk görüşte aşık oldum. O, askerdeydi. Yirmi günlüğüne izne gelmişti. On beş gün o kadar iyi, o kadar güzeldi ki Rüya gibi geçti. Ta ki son gün annesiyle konuşana kadar. Daha on beş günlük ilişkide söz takmak istediler ve çok üstüne gittiler. O da hiç bir açıklama yapmadan, hiç bir şey söylemeden kendini geri çekti. Bu sabah da izni bitti ve gitti. Giderken de bütün resimlerimi götürmüş. Ve ben gerçekten üzülüyorum. Tamam on beş günlük bir ilişki belki ama üzülüyorum işte. Şimdi sorduğum şu; onu aramalı mıyım, beklemeli miyim yoksa unutmalı mıyım? Ondan Sonra


Bu Konu Hakkında Çok lagatrik Bir Yapılandırma Süzdüm Beynimin Uçuk Kaçık Tenhalarında.Aslında O Kadarda Büyütülecek Bir İstihdam Alanına Sahip Değildi Ama Olsun Sonuncta İbare Göstereceğimiz Olgulardan Bir Kaçıydı..Şimdi Sahne Esnasında Dejenerasyonalik Bazı bilginsizlikler Takılıyo Seyirciler Arasına,Halbuki Bu Konuda Pek O Kadar Mübağlasal Vurgulur Söz Konusu Değildir..Şimdi Soracaksınız Bu Ne Diyor Böyle Diye Değilmi?Söyliyim;Bazı Arkadaşlar Ne Bakımdan Derlerdi Hep,Açıklıyım;"Arkasın Yarın"Sloganını Biliriz Hep Ama Şimdiki Modernleşen Klasik Kelimelerle "Onda Sonra" Deyimsizliklerine Yer Veriyoruz,Gerçi, "Klasik" Kelimeside Klasikleşmiş(Bazılarının Haberi Yok Halen O Bakımdan Dedim)Neyse Asıl Konumuza Dönelim..Dikkatle Dinleyin Beni..."Ondan Sonra" Ne Gelir biliyormusunuz? "Sonraki" Gelir,"Onbir"Gelmez Yani...Bunuda İtiraf Ederek Epeyce Takınsallık Yaratan Bir Kelimeyede Açıklık Getirdik..Allaha Çok Şükür Devamı Gelcek Bu Çalışmalarımızın:)))Şimdi Yazdıklarım Epey Uzun Oldu Kesin Okuyanınız Çıkmıyacak:)))) Cevrem COk AmA BEn yAnLıZıM

        sevgi007
Ben adanada yaşayan 16 yaşinda bir gencim cevrem eş dost ve arkadaslarim cok ama ben kendimi nedense devamli yanliz hissediyorum icimden hic kimseyle konusmak gelmiyor bunun nedenini düşününce aklima gelen ilk şey benim buraya gelmeden üc yıl önce almanyada olmam olabilecegini düşünüyorum ordaki ortamdan insanlardan ayrilmam beni bu hale sokmuş olabilir diye düşünüyorum.
Siz bunu nasil yorumlarsiniz bilmiyorum ama bana düşüncelerinizi aktarirsaniz coook memnun olurum.Yardimlarinizi bekliyecegim Sana Ne Alayım  
  agustos
  Sana ne alayım? Ne güzel, ne cici bir cümle bu. Ne kadar kulaga hoş geliyor. İnsanı ne kadar rahatlatıyor. Türkçemizi takdir ediyorum. Vede kız arkadaşımı takdir ediyorum. Bu yazıya bakarken onun kullandıgı bir cümleyi okurken bile bu harflerin içinde onu görüyorum. Bana kafayı egmiş bakıyor sanki karşımdan. Yarın okutayım bu yazıyı ona. Başlar yine ah kuzuuum diye. Aramızda kalsın ama bana taktıgı isimlerden biride kuzum ama kimseye söylemeyin karizma sıfırlar. Zaten millet kafa bulmak için birşeyler arıyor.( Ben böyle şeyleri duyunca milletle baya matrak geçerimde. ) Dağ Başında  

  mustafa9
  Rahmetli başkanımızın bir sözü vardı.
Dağ başında herkes müslüman olur.
Adamcağız haklı tabiiki. Ortada alternatif yokken mecburen namazını kılacaksın ve hırsızlık yapmayacaksın.
Bu sözlere bakıyorum da, çoğu ben temizim diyen kişiye en azından bir hafta dağda geçirdin mi diyesim geliyor.
Çünkü elin kolun bağlıyken zaten uslu duracaksın. Düşünen Eşşekler
      yasınalp
  Önceki gün Hrant Dink isimli bir Ermeni gazeteci öldürüldü. İçerideki malum eşşekler bir ağızdan anırmaya başladılar. Milliyetçi, ulusalcılar bu cinayeti hazırlamışmış, katiller içimizdeymişmiş. Öncelikle şunu belirtelim; Hırant kendi katilini kendisi yarattı. Bununla kastettiğim Türk halkını kendisi aleyhine kışkırttığı falan değil. Elbette Hırant Dink, Türk Milleti’nin kutsallarına saldırdı, elbette Türk halkının vicdanında olduğu gibi bağımsız Türk Mahkemelerinde cezasını almıştı. Ama Türk kanı taşıyan hiç bir kimse onu sözlerinden dolayı öldürmezdi. Çünkü Türk Milleti zeki bir millet olduğu gibi asil bir milletti. Hırant kendi katilini yarattı derken kastettiğimiz şuydu; Hrant maşalığını yaptığı emperyalist gücün kurşunlarıyla öldürüldü. Neden mi; emperyalist güç, Türklüğe küfretmeyi meşrulaştırabilmek, Türk vatanını kan dökmeden masabaşında alabilmek için, Hrant gibi maşaları toplumun önüne itti. Fakat, işler emperyal gücün umduğu gibi gitmedi, kimse kalkıp Hrant’ı vurmadı. Emperyal güç bu sefer ne yaptı? Kendisi onu vurdurdu. Bu cinayetin sonucunu iyi hesaplamışlardı. İnsanlar toplanarak “Katil devlet hesap verecek” “Hepimiz Hırantız, hepimiz Ermeniyiz” diye bağıran bilinçsizler olaya balıklama atlayacaklar, birkısım düşünen eşekler ise oturdukları köşelerden ağababalarının katil olduğunu görmezden gelerek tüm suçu, hukuk mücadelesi veren, vatan mücadelesi veren Milliyetçi - ulusalcıların üzerine yıkmak için çaba göstereceklerdi. AB-D karşısındaki direnci oluşturan ulusal güçler toplum nezdinde itibar kaybına uğrattırılacak, böylece AB-D Irak’ta olduğu gibi hiç bir dirençle karşılaşmadan tatlı bir devrimle ülkeyi işgal edecekti. Bu düşünen eşekler, Türkiye’nin Kerkük’e müdahalesi konusunda ulusun tüm kesiminin mutabakata vardığı bir dönemde bu cinayetin işlenmesinin ne anlama geldiğini kestiremeyecek kadar eşek miydiler? Hiç sanmam! Aksine bunlar gerçekten düşünebilen eşeklerdi ama yularını tutanlar AB-D olduğu için sahiplerine anırmak yerine karşılarında durana anıracaklardı.
Emperyal güç hedeflediği amaca ulaştı. 1 saat içinde tüm efkarı umumiyi allak bullak ederek, bir Türklük düşmanını Türk kahramanı yapıverdi. Eee!!! Ulusalcı-milliyetçi birini vurarak onu kahraman yapacak değillerdi elbet!
Hrant, maşalığını yaptığı AB-D’nin çıkarları için öldürülmeliydi. Çünkü; AB-D’nin Hrantlarından bol bol vardı zaten. Hrant, Türk yasalarına meydan okurcasına suç işlemişti. Bağımsız Türk mahkemeleri cezasız bırakmamalıydı. Ceza kararını veren mahkemelerimiz AB-D’ye teslim olmamış son kalelerden biri olduğunu tescil ediyordu bu kararla. Hrantgiller familyasının diğer üyeleri de doğal olarak gerek bu kararı veren yargı mensuplarına, gerek davaya müdahil olan vatansever insanlara saldırmaktan geri durmayacaklardı. AB-D’nin ve diğer Hrantgiller familyası üyelerinin bakmayın timsah gözyaşlarına. Dün izlediğim bu konuyla ilgili tartışmaların en ateşli Hrantgillerinin konuk olduğu TV programları 5 - 10 dakikada bir reklama giriyor, dakikalarca reklam yapıyorlardı. Reyting için bulunmaz bir nimet yakalanmıştı. Niyetleri ne Hrant, ne hukuk, ne vicdan, ne de ahlak. Bunların bildiği tek şey var; Para, Para, Para!!!... Acaba bunlar mı eşek, yoksa ortaya çıkıp “hepimiz hırantız, hepimiz ermeniyiz” diye bağıran zavallılar mı! BEN BI YALANCIYIM


Anneme sayısız kez yalan soledım genelde erkek arkadaslarım yuzunden ama napım bı turlu ona anlatamıodum cunku nezaman erkek arkadas konusu acılsa baslıodu nutuk cekmeye erkekler şöle erkekler böle bı durun bı dusunun annenız sıze bole sölerken sız nasıl erkek arkadasınızın oldugunu soylersınız. hal bu olunca dısarda bırlıkte gezmeye gıderkende su arkadasa bu işe gibi yalanlar soylemek zorunda kalıodum keske bu kadar rahat annemede anlatabılsem bunları ama.... Karar  
  elmasekerı
  Tarih 21 Ocak 2007...
Dün kararsız kaldığımı söylememin üzerinden bilmem kaç saat geçti. Kararımı vermiştim zaten dün gece. Gelen yorumların da etkisi oldu tabi. Sabah ilk otobüsle gittim. 3 saatlik bir yolculuğun ardından kendimi hastanenin kapısında buldum, sanki hiç zaman geçmemişti ve ben o kadar saati boşa yaşamıştım. Odasının kapısına geldiğimde uyanıktı ama dışarı bakıyordu gözleri. Beni görmüştü, hastanenin kapısındaki o bir iki dakika kararsızlığımı görmüştü ve bana dönmeden konuştu. Niye geldin ki? Kararsız kalacağımdan o kadar eminmiş ki. Gelmezsin diyordum dedi. Beklemiyormuş beni. Niye geldin ben sana kendim ayaklanarak gelecektim. Beni böyle görmeni istemiyordum dedi. Hiç yüzüme bakmadı o bir saat içinde. Endişelerimi anlatmadım. Günlük hayattan bahsettik. Yeni tanıdığı insanlardan bahsetti. Ondan daha kötü durum da olanlar varmış ve haline şükrediyormuş. Benim için ne kadar değerli olduğunu anlattım. Biliyorum dedi. Biliyorum kendini yenerek buraya geldiğini de biliyorum... Beni çok iyi tanıyordu ve eminim ki bu hafta sonuna kadar elinde bir paket dolusu browni ile işyerime gelecek, hadi söyle bakalım demli bir çayda şunları yemeni seyredeyim diyecek. Doktorlar iyi olacağını söylediğinde hıçkırarak ağlamak istedim ama gözyaşlarım içime aktı. İyi olacaktı... İyi olacak...
Ve bana cesaret veren bütün arkadaşlara teşekkür etmek istiyorum. İyi ki sizlerle paylaştım...